Akıl, zihinsel değil kalbin bir işlevidir. Nitekim ayeti kerimede "Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mıki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar, ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler kör olur."( Hac/46 ) “… onların kalpleri vardır; düşünmezler onunla…”(Araf / 179 )belirtildiği üzere kalbi bir faaliyettir.
Zihnin etkin olduğu nokta maddeseldir ve maddeden kopamaz ayrılamaz. Çünkü insan duyuları ile algılar lakin algıladığımız her şey sadece bir sebeptir ve maddeseldir. Zihin bu algıların etkisi ile manayı kavrayamaz çünkü bu onun fıtratına aykırıdır.
İnsan zihnini susturup kalbe yüklendiğinde, gerçek akıl yani kalbin aklı aktive olmaya başlar. Bu aşama maddenin yok olup mananın açığa çıkmaya başladığı durumdur ve insanın kendini kavramaya başladığı aşamadır. Maddesel varlık fiziksel olarak algılanır, ancak yaşam mana boyutudur. Madde sadece bir perdeden ibarettir.Bilim, zihinsel olarak kavrama çabası, ilim ise zihnin kavrayışını, manada yaşayabilme durumudur.Zihinsel anlayışta kalp mutmain olmayabilir. Ancak kalbi anlayış gerçekleştiğinde zihin teslim olur ve boyun büker..
Benlik, nefsin karakteri ve mizacıdır. Buna mukabil her ben dediğinde 1000 yıl yakıldı.Benlikten vaz geçince hakikati kavradı. Ben, nefsin en etkili silahı ve insan oğlunu yönetim enstrümanıdır. Değerli olmak, aidiyet , korku, öfke vs. Bütün bu duygular nefsin hakimiyetini korumak için kullandığı argümanlardır. Kişi benlik seviyesine göre hakka yakın veya uzaktır. Benlik zihinsel algılarla iş görür ve bilgisi daha çok algılardan ve kazanılmışlıklardan ibarettir diyebileceğimiz seviyededir. İnsanda olumsuz duygu ve davranışların kaynağı ve sebebidir. Benliğin kuvveti ruhsal bağı zayıflatır, hakikatten uzak kılar. Tekâmülün tamam olması için benlikten sıyrılmak gerek. Benlikten sıyrıldıkça deneyimler kalben yaşanmaya başlar. Kalbin gerçekliği ve deneyimlerini yaşamadan zihinsel olarak kavramak mümkün olmaz. Kalben yaşanan her deneyim insanın benlik duygusunu yok ederken ruhsal dengeyi yerine getirmeye başlar. İnsan ruhsal dengenin oluşması ile kalbi deneyimlerini yaşama ve hayatın içerisine dahil etmeye başlar. İnsan bu deneyimleri fiilen yasamaya ve hakikat penceresinden bakmaya başlar. Bu nokta artık benliğin ortadan kalktığı, zihnin kontrol altına alındığı ve insanın, özellikle korku, kaygı gibi olumsuz duygulardan özgürleşmeye başladığı noktadır.
Esasen var olmayan ancak varlık iddiasında bulunan Benlik duygusunun ileri sürdüğü her gerekçenin de aslında yapay olduğunu insan idrak eder. Duygusal kaynaklar değiştikçe duygularında etkisi değişir. Benlikten uzaklaştıkça pozitif alandaki yükseliş hızla devam eder. Benlik duygusundan kurtulmayı zorlaştıran en önemli unsur ise bilmektir. Bilene verilebilecek bir şey yoktur. Bilmek öğrenmenin ve gelişimin önüne perdedir. “Dolu testiye su konmaz” derler. Çoğu kez bir şey bilmiyorum diyebiliriz, diyenleri görebiliriz. Bunu derken dahi bildiğimizin etkisi olduğunu fark etmeliyiz.Bilmenin ne olduğunu deneyimlemeden söylemek hataya düşmeye neden olabilir. O halde bilmek nasıl bir şey!
Tartışmaya Katıl (0)
Tartışmaya katılmak için giriş yapmanız gerekiyor.
Giriş YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!