İşlem başarılı
Yayınlandı 1 Kas 2026

GÜSODER Misyonunu Tamamladı mı? Verilen Mücadeleyi Unutmayalım!

9 dk okuma • 15 •
Paylaş:
%0 okundu 1. bölüm ~9 dk kaldı
60 saniyelik ön izleme

    GÜSODER Misyonunu Tamamladı mı? Verilen Mücadeleyi Unutmayalım!

    Bir derneğin faaliyetini sonlandırması, mücadelenin sona erdiği anlamına gelmez. Ancak yıllarca verilen emeği görmezden gelmek de hakkaniyet değildir. GÜSODER, başıboş köpek sorununu Türkiye'nin gündemine taşıyan, dağınık durumdaki gönüllüleri bir araya getiren ve çözüm için kamuoyu oluşturan önemli bir sivil toplum girişimi olmuştur.

    İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi, Türkiye genelinde başıboş köpeklerin toplanmasına ilişkin çalışmaların yüzde 100 hedefine ulaştığını açıkladı. Bu açıklama elbette önemlidir. Ancak açıklamanın ne anlama geldiğini doğru değerlendirmek, gelinen noktayı da doğru okumak gerekiyor.

    Bu vesileyle, GÜSODER'in faaliyetlerini sonlandırma kararı üzerine yapılan tartışmalara da birkaç söz söylemek istiyorum.

    Çok şey değişti, bunu inkâr edemeyiz!

    Bir arkadaşımızın GÜSODER'in faaliyetlerini sonlandırma kararına karşılık, "Ne değişti, sokaklarda köpekler cirit atmıyor mu hâlâ?" diye sorması üzerine düşünmek gerekiyor.

    Evet, hâlâ başıboş köpekler var. Hâlâ tehlike oluşturan bölgeler bulunuyor. Hâlâ belediyelerin görevini gereği gibi yerine getirmediği yerler var. Fakat bütün bunlar, bugüne kadar hiçbir şeyin değişmediği anlamına gelmez.

    Hatırlayalım: Daha birkaç yıl öncesine kadar başıboş köpek meselesini gündeme getirmek, çocukların ve vatandaşların can güvenliğini savunmak bile ciddi toplumsal baskılarla karşılaşmayı göze almak demekti.

    Kamuoyunda bu meseleye dikkat çekenler kolaylıkla hedef gösteriliyor, hakaretlere ve tehditlere maruz kalıyor, kimi zaman insanlık dışı ithamlarla karşılaşıyordu. Sorunu dile getirenler değil, sorunun kendisi tartışılmalıydı. Fakat çoğu zaman tam tersi yaşanıyordu.

    Bugün ise başıboş köpek meselesi devletin, Meclisin, İçişleri Bakanlığının, Tarım ve Orman Bakanlığının, belediyelerin ve kamuoyunun gündeminde. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu değiştirildi. Belediyelere yeni yükümlülükler getirildi. Toplama çalışmaları ülke genelinde yürütülen bir kamu politikası hâline geldi.

    Bütün bunlar kendiliğinden olmadı.

    GÜSODER'in hakkını teslim etmek gerekir

    Güvenli Sokaklar ve Yaşam Hakkını Savunma Derneği, bu mücadelenin en önemli kurumsal aktörlerinden biri oldu.

    GÜSODER'in yaptığı en önemli işlerden biri, aynı kaygıları taşıyan fakat birbirinden habersiz, dağınık ve çoğu zaman sesini duyuramayan insanları ortak bir mücadele etrafında bir araya getirmekti.

    Bir dernek çatısı altında buluşmak, yalnızca bir isim ve tüzel kişilik sahibi olmak değildir. Ortak bir ses oluşturmak, kamu kurumlarıyla muhatap olabilmek, sorunları sistemli biçimde takip etmek, kamuoyu oluşturmak ve mücadeleyi süreklilik içinde yürütmek demektir.

    GÜSODER bunu yaptı.

    Elbette bu mücadele yalnızca dernek yöneticilerinin eseri değildir. Gönüllülerin, bağışçıların, sosyal medya üzerinden sesini duyuranların, toplantılara katılanların, hukuki süreçleri takip edenlerin, basına açıklama yapanların ve yıllarca emek veren bütün insanların katkısı vardır.

    Hiç kimsenin emeğini yok sayamayız.

    Ancak gönüllülerin katkısını kabul etmek başka, bu gönüllüleri bir araya getiren ve ortak mücadeleye kurumsal bir kimlik kazandıran derneğin rolünü küçümsemek başkadır.

    GÜSODER olmasaydı bu kadar insanın aynı hedef doğrultusunda bir araya gelmesi, ortak hareket etmesi ve sesini karar alıcılara duyurması çok daha zor olurdu.

    5199 sayılı Kanun'da yapılan değişikliğin arkasında toplumsal talep, vatandaşların mücadelesi, farklı sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları, Meclisteki tartışmalar ve kamu kurumlarının iradesi vardır. GÜSODER de bu sürecin önemli aktörlerinden biri olarak üzerine düşeni yapmıştır.

    Bunu teslim etmek bir lütuf değil, hakkaniyetin gereğidir.

    Bir ailenin de dinlenmeye ve hayatına dönmeye hakkı var

    GÜSODER'in faaliyetlerini sonlandırma kararına gösterilen bazı tepkileri de doğru bulmuyorum.

    Derneğin kurucuları ve yöneticileri yıllarca bu mesele için mücadele ettiler. Üstelik bunu sıradan bir gönüllülük faaliyeti olarak yapmadılar. Kendi hayatlarından, ailelerinden, işlerinden ve zamanlarından fedakârlık ettiler.

    Çok ağır kişisel acılar yaşayan insanların, bu acıların üzerine bir de yıllarca tehditlerle, hakaretlerle, hedef göstermelerle ve hukuki süreçlerle uğraşmak zorunda kaldıklarını unutmayalım.

    Bir noktadan sonra yorulmuş, yıpranmış ve tükenmiş olabilirler.

    Böyle bir durumda kendilerine, "Ne değişti de bırakıyorsunuz?" diye hesap sormak yerine, bugüne kadar yaptıkları için teşekkür etmek daha doğru değil midir?

    Bir derneğin kurucuları, hayatlarının geri kalanını bu mücadeleye adamak zorunda değildir. Bir sivil toplum kuruluşunun faaliyetlerini sonlandırması da verilen emeği ortadan kaldırmaz.

    Devam etmek isteyenler yeni bir dernek kurabilir, yeni bir platform oluşturabilir veya mevcut sivil toplum kuruluşları bünyesinde çalışabilir. GÜSODER'in kurucuları da imkânları ölçüsünde tecrübelerini ve birikimlerini paylaşabilirler.

    Ancak hiç kimseyi devam etmeye zorlayamayız.

    Vefa, insanlardan fedakârlık istemek değil, yaptıkları fedakârlığı unutmamaktır.

    Yüzde 100 açıklaması ne anlama geliyor?

    İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi'nin açıklamasını da doğru anlamak gerekiyor.

    Bakan, 20 Ekim 2026 tarihinde yaptığı açıklamada toplama çalışmalarında yüzde 99,9 seviyesine ulaşıldığını belirtmiş, bu oranın valiliklerden başlangıçta bildirilen tahmini sayılar üzerinden hesaplandığını özellikle ifade etmiştir.

    Nitekim Erzurum örneğinde başlangıçta 12 bin olarak bildirilen sahipsiz hayvan sayısının saha çalışmaları sonucunda 6-7 bin seviyesinde olduğunun görüldüğünü açıklamıştır. Ayrıca doğumlar ve sahipli hayvanların sahipsiz kalması gibi nedenlerle sayının sürekli değişebildiğine dikkat çekmiştir.

    21 Ekim'de Diyarbakır'da son hayvanın da barınağa alınmasıyla belirlenen hedefe ulaşıldığı ve yüzde 100 seviyesinin yakalandığı açıklanmıştır.

    Buradaki önemli ayrıntı şudur: Yüzde 100, başlangıçta tespit edilip valiliklerce bildirilen tahmini sayıya göre belirlenen toplama hedefinin tamamlanmasıdır. Türkiye'de artık hiçbir başıboş köpek kalmadığının bilimsel ve fiilî olarak tespit edildiği anlamına gelmez.

    Dolayısıyla Bakanlığın açıklamasını önemsizleştirmek de yanlış, bu açıklamayı sorunun bütünüyle ortadan kalktığının kanıtı olarak görmek de yanlış olur.

    Arada önemli bir fark var.

    Mücadele bitmedi, yöntemi değişti

    Bugün yapılması gereken, elde edilen kazanımları korumak ve uygulamanın devamını sağlamaktır.

    Çünkü başlangıçta tespit edilen köpeklerin toplanması, meselenin bütün boyutlarıyla çözüldüğü anlamına gelmiyor. Bildirilen sayılara dahil olmayan hayvanlar bulunabilir. Kırsal bölgelerde, ormanlık alanlarda, sanayi bölgelerinde ve yerleşim yerlerinin çevresinde başıboş köpeklerle karşılaşılabilir. Ayrıca yeni doğumlar veya sahipli hayvanların terk edilmesiyle sorun yeniden ortaya çıkabilir.

    Bu nedenle vatandaşların duyarlılığına ve denetimine ihtiyaç var.

    Gördüğümüz başıboş köpekleri belediyelere bildirmeli, kayıt oluşturmalı ve gerekli durumlarda CİMER üzerinden şikâyette bulunmalıyız. Acil tehlike oluşturan saldırı veya güvenlik durumlarında ise 112 Acil Çağrı Merkezi'ne haber vermeliyiz.

    Şikâyetlerin kayıt altına alınması, belediyelerin sorumluluklarını yerine getirip getirmediğinin izlenmesi ve gerektiğinde idari mercilerin harekete geçirilmesi büyük önem taşıyor.

    Artık mücadele yalnızca bir derneğin veya bir grup gönüllünün omuzlarında yürümek zorunda değil. Devletin ilgili kurumları, belediyeler ve vatandaşlar görevlerini yerine getirmelidir.

    Son söz: Teşekkür etmeyi de bilmeliyiz

    Bir derneğin faaliyetini sonlandırması üzerine "Ne değişti?" diye sormak yerine, "Bu kadar değişimin gerçekleşmesinde kimlerin emeği var?" diye de düşünmeliyiz.

    GÜSODER'in mücadelesi olmasaydı bugün gelinen noktaya aynı hızla ve aynı toplumsal farkındalıkla ulaşılabilir miydi? Bunu kimse kesin olarak bilemez. Ancak derneğin oluşturduğu örgütlü kamuoyu ve toplumsal etkiyi görmezden gelmek mümkün değildir.

    Gönüllüler de emek verdi, vatandaşlar da destek oldu. Fakat bu ortak mücadelenin kurumsallaşmasında GÜSODER'in çok önemli bir payı vardı.

    Şimdi yapılması gereken, geçmişin emeğini tartışma konusu yapmak değil, elde edilen kazanımları korumaktır.

    GÜSODER yöneticilerine, başta Pınar ailesi olmak üzere bu mücadelede sorumluluk üstlenenlere, gönüllülere ve destek veren herkese teşekkür ediyorum.

    Bir mücadele bazen bir derneğin kuruluşuyla başlar, bir kanun değişikliğiyle önemli bir aşamaya ulaşır. Fakat toplumsal sorumluluk, sorun bütünüyle ortadan kalkıncaya kadar devam eder.

    Yapılanları takdir edelim, eksikleri takip edelim, sorumlulara görevlerini hatırlatalım. Ama her şeyden önce, emeğe vefa gösterelim.

    Çünkü vefa, yalnızca bir insana değil, ortak bir mücadeleye ve verilen emeğe de gösterilmelidir.

    Mehmet Altuntaş

    Tartışmaya Katıl (0)

    Tartışmaya katılmak için giriş yapmanız gerekiyor.

    Giriş Yap

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!