Son günlerde Bakü’den gelen haberler, yüreğinde Türk dünyasının istikbalini taşıyan her vicdan sahibinde derin bir sızı ve ciddi bir tefekkür ihtiyacı doğuruyor. Azerbaycan Bakanlar Kurulu’nun okul kıyafetlerinde “dünyevilik ve millilik” ilkesine atıfla hayata geçirdiği düzenlemenin ardından, okullarda başörtülü öğrencilerin ve öğretmenlerin kapılardan geri çevrildiğine şahit oluyoruz. Resmî metinlerde adı doğrudan geçmese de, sahada adeta hortlayan bu yasakçı anlayış, iki kardeş ülke arasındaki sarsılmaz bağları gölgelemek istercesine gündemin ortasına oturdu.
Peki, tam da Türk dünyasının "Tek Millet, Yedi Devlet" şiarıyla tarihin en büyük bütünleşme adımlarını attığı bir dönemde bu kriz tesadüf müdür?
Bir gazeteci gözüyle ve meseleyi derinden süzerek düşünen bir insan ferasetiyle baktığımızda; hayır, bu ne basit bir forma kuralıdır ne de sıradan bir laiklik uygulaması. Bu, Türk’ün tarihsel azametinden ve yeniden şahlanan küresel bir güç olarak tarih sahnesine çıkmasından korkanların masa başında ince ince işlediği, son derece planlı ve organize bir stratejinin tezahürüdür.
Türk Tarihinin Büyüklüğü ve Kardeşlik Mayası
Türklerin tarihi, insanlık tarihinin omurgasıdır. Altaylar’dan Viyana kapılarına, Kaşgar’dan Bakü’ye ve İstanbul’a uzanan o devasa coğrafya; sadece kılıç gücüyle değil, adalet, inanç ve hürriyet anlayışıyla yönetilmiştir. Türk milletini tarihte büyük kılan şey, kendi öz değerlerini ve inancını korurken elde ettiği manevi ruhtur. Malazgirt’te de, Çanakkale’de de, Karabağ zaferinde de Türk ferasetini zafere taşıyan şey bu milli ve manevi harç olmuştur.
Azerbaycan’ın Karabağ’da kazandığı muazzam zafer ve ardından Türkiye ile kurulan Zengezur Koridoru vizyonu, Doğu ile Batı arasında yükselen "Türk Yüzyılı"nın habercisiydi. Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında birleşen, savunma sanayiinde, ekonomide ve kültürde kenetlenen bir Türk dünyası hayali, yüzyıllardır bu coğrafyayı parçalayarak yönetmeye alışmış küresel odakların en büyük kâbusudur.
İsrail Desteği ve Jeopolitik Satranç
Burada resmin tamamını görebilmek ve olayı derinlemesine okuyabilmek için Karabağ Savaşı dönemindeki jeopolitik denklem ve ittifaklara da bakmak gerekir. Hatırlanacağı üzere Karabağ Savaşı sırasında İsrail, Azerbaycan’a ciddi bir askeri, teknolojik ve lojistik destek sağlamıştı. İsrail’in İHA/SİHA teknolojileri, askeri mühimmat desteği ve istihbarat paylaşımı, sahadaki dengeleri Azerbaycan lehine değiştiren önemli unsurlardan biri olmuştu.
İsrail’in bu stratejik desteği, elbette Orta Doğu’daki kendi jeopolitik hesapları ve İran’ı çevreleme politikası doğrultusunda şekillenmişti. Ancak bu durum, Azerbaycan yönetim kademelerinde ve kamuoyunda belirli bir çizginin, Batı ve İsrail ile olan diplomatik-askeri ilişkileri koruma adına "sekülerleşme" vurgusunu daha sert bir şekilde öne çıkarmasına zemin hazırladı. Karabağ’da elde edilen askeri zaferin arkasındaki bu pragmatik ittifak, bugün ne yazık ki iç politikada inançlı kitleler üzerinde bir vesayet mekanizmasına dönüştürülmeye çalışılmaktadır.
Planlanan ve İşleyen Sinsi Proje: İçeriden Bölmek
Türk’ü dışarıdan tankla, tüfekle ya da diplomasi masalarında mağlup edemeyeceğini anlayan üst akıl, tarih boyunca denediği en eski yöntemi yeniden devreye soktu: Maneviyatı hedef almak, toplumu kutuplaştırmak ve kardeş arasına nifak tohumları ekmek.
Türkiye’nin onlarca yıl enerjisini emen, gençlerinin istikbalini karartan ve millet ile devleti karşı karşıya getiren yasakçı zihniyet, bugün ne yazık ki Bakü sokaklarında ve okullarında sahnede. Başörtüsü üzerinden başlatılan bu suni kriz; Azerbaycan’ın inançlı halkını kendi devletiyle küstürmek, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki o sarsılmaz kardeşlik ruhunu yıpratmak ve Türk birliğinin yükselen ivmesini kesmek için organize edilmiş stratejik bir müdahaledir.
Ve ne yazık ki kabul etmek gerekir ki; bu alanın aktörleri ve arkasındaki küresel odak, planladıkları bu süreçte son derece başarılı bir operasyon yürütmektedir. Sosyal medyada körüklenen tartışmalar, kamuoyundaki kutuplaşmalar ve hatta devlet yayınlarındaki talihsiz yaklaşımlar gösteriyor ki; tuzağın çarkları tıkır tıkır işlemekte, Türk’ün kendi öz değerleriyle kavga etmesi sağlanmaktadır.
Büyük Resme Bakmak ve Oyunu Bozmak
Geçmişte Türkiye’de uygulanan baskıların toplumsal hafızada bıraktığı yaralar henüz tazeyken, aynı trajedinin kardeş Azerbaycan’da tekrarlanması göz göre göre gelen bir felakettir. Başörtüsü, bir rejim meselesi veya siyasi simge değil; bu toprakların bin yıllık iffetinin, kimliğinin ve inancının sembolüdür. Kız çocuklarının eğitim hakkını elinden almak, öğretmenleri inançları yüzünden mesleklerinden uzaklaştırmak; ne Türk’ün töresine sığar ne de Karabağ’da destan yazan o büyük ruha yakışır.
Görülmektedir ki Türklerin büyümesinden, Türk dünyasının birleşmesinden dehşete düşenler; hem küresel ittifakları hem de içimizdeki seküler kırılmaları kullanarak bizi yine kendi içimizdeki fay hatlarıyla vurmayı başarmışlardır.
Şimdi Bakü ve Ankara başta olmak üzere tüm Türk dünyasının basiretli yöneticilerine, ilim insanlarına ve düşünen her bir ferdine düşen görev; bu kışkırtmanın bir "iç mesele" değil, Türk birliğini hedef alan küresel bir akıl tutulması olduğunu fark etmektir. Türk’ün büyüklüğü, yasaklarla değil; hürriyetle, inançlara saygıyla ve adaletle daim olacaktır. Bu kirli tezgahı bozmak, tarihin bize yüklediği en büyük sorumluluktur.
Tartışmaya Katıl (1)
Tartışmaya katılmak için giriş yapmanız gerekiyor.
Giriş YapYine süper bi yazı olmuş. Emeğinize sağlık