İşlem başarılı
Yayınlandı 4 Kas 2026

Bir Ağacı Yakarken Gülmek! Biz Bu Çocuklara Ne Öğretiyoruz?

7 dk okuma • 99 •
Paylaş:
%0 okundu 1. bölüm ~7 dk kaldı
60 saniyelik ön izleme

    Bir Ağacı Yakarken Gülmek! Biz Bu Çocuklara Ne Öğretiyoruz?

    İzmir'in Konak ilçesinde bir okulun bahçesindeki palmiye ağacını ateşe veren iki öğrencinin, yanan ağacın önünde gülerek hatıra fotoğrafı çektirmesi ve o anları alkışlayarak kayda alması hepimizi düşündürmeli. Ağacı yakmakla kalmıyor, yaptıklarını eğlenceye dönüştürüyorlar. İnsan ister istemez soruyor: Bu çocuklar yıllardır hangi okullarda, hangi eğitim anlayışıyla yetiştiriliyor? Milletin vergileriyle eğitim gören, devletin imkânlarıyla yetiştirilen çocuklarımıza bir ağacı korumayı, bir canlıya zarar vermemeyi öğretemiyorsak eğitim sistemimizi sorgulamanın zamanı gelmedi mi?

    Yanan Ağacın Önünde Gülerek Fotoğraf Çektirmek!

    Kasım ayının ilk günlerinde İzmir'in Konak ilçesindeki Nevvar Salih İşgören Eğitim Kampüsü Çok Programlı Anadolu Lisesi'nin bahçesinde yaşanan olay, sıradan bir öğrenci yaramazlığı olarak geçiştirilemez.

    İki öğrenci okul bahçesindeki palmiye ağacını ateşe veriyor. Ardından yanan ağacın önünde gülerek hatıra fotoğrafı çektiriyor, yaptıklarını videoya kaydediyor. Görüntülerde "Profesyonel yaktı" diyerek alkış tuttukları da görülüyor.

    Görüntülerin sosyal medyada yayılmasının ardından İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatıyor. Kimlikleri belirlenen iki öğrenci gözaltına alınıyor. Okul yönetimi de öğrenciler hakkında disiplin soruşturması başlatıyor.

    Elbette adli süreç kendi mecrasında yürümeli. Çocukların hukuki durumları hakkında peşinen hüküm vermemeliyiz. Ancak görüntülerde ortaya çıkan davranış biçimini görmezden de gelemeyiz.

    Bir ağacı ateşe vermek, sonra da onun yanışını seyredip gülmek ve alkışlamak! İnsan bu görüntüleri izlediğinde sadece ağacın yanmasına üzülmüyor, çocukların merhamet ve sorumluluk duygusunun nasıl bu kadar zayıflayabildiğini de sorguluyor.

    O Ağaç da Allah'ın Dilsiz Kulu!

    O ağaç da Allah'ın dilsiz kullarından biri. O da bir can taşıyor, o da canlı. Konuşamıyor, kendisini savunamıyor. Ama kuşlara yuva, insanlara gölge, toprağa bereket oluyor.

    Bir ağacı yakmak, bir canlıya zarar vermek, Allah'ın yarattığı güzellikleri tahrip etmek hangi anlayışla açıklanabilir?

    Biz çocuklarımıza merhameti, emanete sahip çıkmayı, canlıları korumayı öğretmek zorundayız. Ağaç sevgisi, çevre bilinci ve tabiatı koruma alışkanlığı birkaç ders kitabındaki resimlerden ibaret kalmamalı. Çocuğun davranışlarına yansımalı.

    Bir çocuk okul bahçesindeki ağacı yakarken bundan eğlence çıkarıyorsa ailede, okulda ve toplumda kazandırılması gereken değerleri yeniden konuşmamız gerekiyor.

    Milletin Vergileriyle Eğitim Görüp Bir Ağacı Korumayı Öğrenememek!

    Devlet okulları milletin vergileriyle ayakta duruyor. Öğretmenlerin maaşları ödeniyor, okullar yapılıyor, kitaplar dağıtılıyor, eğitim için milyarlarca lira harcanıyor.

    Bütün bunları çocuklarımız iyi yetişsin, topluma faydalı insanlar olsun, ülkelerine ve milletlerine karşı sorumluluklarını bilsinler diye yapıyoruz.

    Peki, yıllarca okul sıralarında oturan bir çocuk, okulunun bahçesindeki ağacı yakmaktan çekinmiyorsa neyi başarmış oluyoruz?

    Bir ağacı korumayı, bir canlıya zarar vermemeyi, ortak kullanım alanlarına sahip çıkmayı öğretemediğimiz çocuklar için harcanan kaynakları da sorgulamalıyız.

    Eğitimden beklediğimiz, çocukların sınıflarda oturması, sınavlara girmesi ve diploma alması mı? Yoksa vicdan sahibi, merhametli, sorumluluk duygusu gelişmiş insanlar olarak yetişmeleri mi?

    Bir ağacın yanışını seyredip alkışlayan çocuğun eline diploma vermekle eğitim görevimizi yerine getirmiş sayılmayız.

    4+4+4 Sistemi ve Zorunlu Lise Eğitimi Yeniden Tartışılmalı

    İzmir'de yaşanan bu olay, zorunlu eğitim sistemini de yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteren örneklerden biridir.

    Her çocuğun akademik eğitimde başarılı olması beklenemez. Her çocuğun üniversiteye gitmesi de gerekmiyor. Kimi çocuk mesleki becerileriyle, kimi sanatla, kimi zanaatla, kimi uygulamalı eğitimle kendisini geliştirir.

    Buna rağmen bütün çocukları aynı eğitim kalıbının içinde tutuyoruz. 4+4+4 sistemiyle zorunlu eğitim sürecini tamamlayan her gencin aynı hedefe yönelmesini bekliyoruz.

    Oysa çocuklarımızın yeteneklerini, ilgilerini ve kişilik özelliklerini dikkate alan bir eğitim anlayışına ihtiyacımız var.

    Akademik eğitim almak isteyen çocuklarımızın önünü açalım. Mesleki eğitime yatkın olanları da yıllarca sınıflarda tutarak zaman kaybettirmeyelim. Çocuklarımızı hayata hazırlayacak, sorumluluk kazandıracak, üretime katılmalarını sağlayacak eğitim modelleri geliştirelim.

    Zorunlu lise eğitiminin gerçekten ne kazandırdığını, hangi sorunları çözdüğünü ve hangi yeni sorunlara yol açtığını açık yüreklilikle tartışalım.

    Okulda geçirilen sürenin uzunluğunu eğitim başarısı olarak görmeyelim. Çünkü yıllarca okulda bulunmak, iyi insan olmanın garantisi değil.

    Fatih'in Torunları Ormanlarını Korumalı

    Fatih Sultan Mehmet'e atfedilen, "Ormanlardan bir dal kesenin başını keserim" sözü, ormanların korunmasına verilen önemi anlatan güçlü bir ifadedir.

    Biz böyle bir medeniyetin çocuklarıyız. Ormanları korumayı, ağaçlara sahip çıkmayı, tabiatı bir emanet olarak görmeyi ecdadımızdan öğrenmiş bir milletiz.

    Ormanlarımızı yakanlar, ağaçları kasıtlı olarak kesenler, doğal hayatı tahrip edenler hukuk önünde hesap vermelidir.

    PKK'nın orman yangınları çıkarması da hafızalarımızdadır. Ormanları yakmak, milletin ortak servetine, doğal güzelliklerine ve geleceğine saldırmaktır.

    Orman Kanunu'nda ormanları korumaya yönelik ağır yaptırımlar bulunmaktadır. Bu yaptırımların etkili biçimde uygulanması ve caydırıcılığın sağlanması gerekir.

    Ancak çocuklarımızın ağaçları yakmak yerine korumayı tercih ettiği bir anlayışı da ailede ve okulda geliştirmeliyiz.

    Orman Sevgim Ortaokul Yıllarına Dayanıyor

    Orman sevgisi benim için bugün ortaya çıkmış bir duyarlılık değil.

    1982 yılında, henüz ortaokul birinci sınıf öğrencisiyken ilçe genelinde düzenlenen şiir yarışmasına katılmış ve orman konulu şiirimle ikinci olmuştum.

    Aradan 44 yıl geçmiş. O gün bir ortaokul öğrencisi olarak kaleme aldığım şiirdeki heyecanı bugün de taşıyorum.

    Bugün İzmir'de bir okulun bahçesindeki ağacın yakıldığını görünce çocukluk yıllarımda yazdığım şiiri yeniden hatırladım. O yaşlarda ormanları korumak için dizeler yazan bir çocuktum. Bugün de çocuklarımızın ağaçları yakmak yerine onları koruyan insanlar olarak yetişmesini istiyorum.

    Yazımı, 1982 yılında yazdığım şiirle bitirmek istiyorum.

    ORMAN ŞİİRİ

    Mehmet Altuntaş – 1982

    Çam kokulu rüzgarın, Her tür derde devadır. Bu ne bitmez şifadır. Bu en güzel havadır.

    Yüzlerce ağaçta kuşlar. Durmadan öter şakırdar. Eşi bulunmaz sesler, Dinler ormanı sevenler.

    Viran olur çöl oluşur, Kesilirse körpe ağaçlar. Ormanlar hep taze kalır, Herkes bunu iyi bilirse.

    Yaramaz keçi, balta ve ateş. Ormanların üç düşmanı, Aziz milletimin evlatları! Bu düşmanları iyi tanı!

    Orman memleketin süsü, Sarp kayaların sümbülü, Verimli toprağın örtüsü, Hayatın yeşil zümrüdü.

    Ormanlara yaklaşın, Dertlerden uzaklaşın. Mutluluk arayanlar, Ağaçlarla kucaklaşın.

    Göklerde fısıldaşan Yeşil sessiz denizi Bekçisi Mehmet senin Bereketle yaşat bizi.

    1982 yılında bir ortaokul öğrencisi olarak yazdığım bu şiirin üzerinden 44 yıl geçti. O günkü çocuk, bugün de aynı şeyi söylüyor: Ağaçları sevin, ormanları koruyun, tabiatı tahrip etmeyin.

    İzmir'deki okulun bahçesinde yanan palmiye ağacına bakarken kendimize şu soruyu sormalıyız: Çocuklarımıza ağaçları yakmayı değil, onları korumayı ne zaman öğreteceğiz?

    Mehmet Altuntaş

    Şiirin yayımlandığı sayfa: https://www.antoloji.com/orman-99-siiri/

    Tartışmaya Katıl (0)

    Tartışmaya katılmak için giriş yapmanız gerekiyor.

    Giriş Yap

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!