[]
İşlem başarılı
Yayınlandı 28 Tem 2026

İlla Edep, İlla Edep

Naciye Arslan
4 dk okuma 114
Paylaş:


“Gezdim Halep ile Şam’ı,

Eyledim ilim talep,

Meğer ilim bir hiçmiş,

İllâ edep, illâ edep…”

Hepimizin zaman zaman diline pelesenk olan bu sözleri düşündüğümde bugün belki de hiç olmadığı kadar güçlü bir anlam taşıdığını fark ettim.

Çünkü çağımız bilgi çağı…

Bir tuşla dünyanın öbür ucundaki bilgiye ulaşabiliyor, birkaç saniye içinde yüzlerce kaynağı tarayabiliyor, bilmediğimiz konuları öğrenebiliyoruz. Diplomalarımız çoğaldı, uzmanlık alanlarımız genişledi, teknolojimiz gelişti. Fakat bütün bu ilerlemeye rağmen insan ilişkilerimiz neden bu kadar kırılgan?

Neden birbirimizi dinlemekte zorlanıyor, farklı düşünene tahammül edemiyor, haklı çıkmayı anlamaya tercih ediyoruz?

Belki de sorun, bilginin çoğalması değil; edebin azalmasıdır.

Bugün herkesin söyleyecek bir sözü var ama dinleyecek sabrı yok.

Herkes görülmek istiyor ama kimse gerçekten görmek istemiyor.

Herkes anlaşılmayı bekliyor ama anlamak için yeterince çaba göstermiyor.

Sosyal medyada birkaç cümleyle insanların hayatları hakkında hüküm veriyor, bir görüntünün arkasındaki hikâyeyi bilmeden yargılıyor, farklı bir düşünceyle karşılaştığımızda konuşmak yerine incitmeyi seçebiliyoruz.

Oysa edep yalnızca güzel konuşmak değildir.

Edep; insanın sözüne;özüne, örfüne adetine dikkat etmesidir.

Ben biliyorum diyerek karşısındakini ezmemesidir.

Bilgisi arttıkça sesini yükseltmek yerine tevazusunu büyütmesidir.

Edep, kendisinden farklı olanı düşman görmemektir.

Bir insanın hatasını herkesin önünde büyütmek yerine onu incitmeden uyarmaktır.

Edep, bazen söyleyecek çok sözün varken susabilmek; bazen de susmanın haksızlığa dönüşeceği yerde doğru sözü nezaketle söyleyebilmektir. Oysa algoritmalar öyle mi? Nerede bir kaos var, nerede birilerine bağırıp Çağıran insanlar var onları öne çıkarıyor.

Bugün çocuklarımıza iyi okullar, yabancı diller, güçlü meslekler kazandırmak istiyoruz. Elbette bunların her biri kıymetli. Ancak bir çocuğa başarıyı öğretirken merhameti, rekabeti öğretirken adaleti, kendini ifade etmeyi öğretirken karşısındakini dinlemeyi de öğretebiliyor muyuz?

Çünkü bilgi, insanın zihnini geliştirir; edep ise karakterini.

Bilgi bize ne yapabileceğimizi gösterir; edep, bunu nasıl yapmamız gerektiğini hatırlatır.

Bilgi güç verir; edep o gücün başkasına zarar vermeden kullanılmasını sağlar.

Belki de bu yüzden “Meğer ilim bir hiçmiş” sözü, ilmi değersiz görmek değildir. Asıl anlatılmak istenen; insanı güzelleştirmeyen, merhametini artırmayan, kibirden uzaklaştırmayan bilginin eksik kalacağıdır.

Kaygusuz Abdal’ın hayatına dair anlatılarda Halep ve Şam gibi ilim ve kültür merkezlerine yaptığı yolculuklardan söz edilir. Bu dizelerdeki yolculuk da yalnızca şehirler arasında yapılan bir seyahat değil; insanın bilgiden hikmete, öğrenmekten olgunlaşmaya uzanan iç yolculuğu gibi okunabilir.

Bugün çok şey biliyoruz.

Ama bildiklerimiz bizi daha anlayışlı, daha adil, daha nazik insanlar hâline getiriyor mu?

İşte asıl soru bu.

Belki daha fazla konuşmaya değil, daha dikkatli dinlemeye…

Daha çok bilgi toplamaya değil, öğrendiğimizi davranışa dönüştürmeye…

Daha çok görünmeye, algoritmalara oynamaya değil, daha iyi insan olmaya ihtiyacımız var.

Çünkü insanın değeri yalnızca ne bildiğiyle değil, bildiğini nasıl taşıdığıyla da ölçülür.

Ve bazen bütün çağların en büyük dersi, birkaç kelimeye sığar:

İlim kıymetlidir…

Ama ilmi kıymetli kılan edeptir.

İllâ edep…

İllâ edep…

Tartışmaya Katıl (0)

Tartışmaya katılmak için giriş yapmanız gerekiyor.

Giriş Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!