Bir pencere 20 yıl boyunca aynı yerden güneş görmüşse, o ışık artık binanın tapulu hakkı oluyor. İşte arsasına devasa bir kule dikmek isteyen mimarların kabusu...
Londra'nın beton ve cam ormanında her gün yeni bir gökdelen yükselirken, bu dev inşaatları durdurabilecek en büyük güç ne beton bloklar ne de mühendislik hesapları; bildiğiniz pencereler!
Şehrin kalbinde inşaat yapmak isteyenlerin ilk işi, komşu binaların pencerelerine bir cetvelle değil, avukatlarla bakmasıdır. Zira burada "Ancient Lights" (Kadim Işık Hakkı) adında ilginç ve bir o kadar da sert bir kural işliyor.
Peki bu kural nedir?1832 yılında çıkarılan "Zaman Aşımı Yasası"na (Prescription Act) dayanan bu kurala göre; eğer bir binanın penceresi 20 yıldan fazla süredir kesintisiz olarak belirli bir açıdan doğal gün ışığı alıyorsa, bu ışık artık o binanın yasal bir "irtifak hakkı" olarak kabul ediliyor.Yani o pencereye gölge düşürecek ve ışık seviyesini "makul sınırların altına" indirecek herhangi bir yeni inşaat, mahkeme kararıyla durdurulabiliyor ya da proje baştan aşağı değiştirilmek zorunda kalıyor.
Modern Londra'da nasıl işliyor?Bugün Londra'da bir cam kule dikmek isteyen mimarların ilk işi, çevredeki tüm binaların pencerelerine "ışık ölçümü" yapmak. İşin ilginci, burada ölçülen şey sadece güneşin varlığı değil; odanın ne kadarının aydınlandığı. "50:50 kuralı" olarak bilinen uygulamaya göre, bir odanın zemin alanının yarısından fazlası belirli bir ışık seviyesinin altına düşecekse, bu hak ihlal edilmiş sayılıyor.
Eğer ihlal varsa, yatırımcının önünde üç acı seçenek kalıyor:
- Projeyi tamamen iptal etmek,
- O pencereye gölge düşürmemek için binanın tam o köşesini keserek tuhaf, eğri büğrü bir mimari tasarıma imza atmak,
- Hak sahibine milyonlarca sterlin tazminat ödemek.
Ünlü binalar bu yüzden 'eğri'Londra silüetinin en meşhur yapılarından "Walkie Talkie" (Fıstık) ve "Cheesegrater" (Rende) gibi binaların o ilginç ve köşeli formları sadece mimari zevkten değil; aynı zamanda bu "Kadim Işık" haklarını ihlal etmemek için başvurulan zorunlu estetik operasyonlardan kaynaklanıyor. Hatta Walkie Talkie binasının inşaatı sırasında, gölgesinin düşeceği bir sokağın ışık hakkını ihlal etmemek için binanın konumu santimetrelerle oynanarak değiştirilmişti.
Hak sadece bugünü değil, geleceği de kapsıyorBu yasanın en ilginç yanlarından biri de zamanaşımına uğramaması. O pencere 20 yıl boyunca güneş görmüşse, bu hak o binadan sonraki tüm sahiplere devrediliyor. Yani Londra'da eski bir ev satın aldığınızda, sadece duvarları değil; o pencereden giren güneş ışığının 20 yıllık geçmişini de satın alıyorsunuz.
Peki Türkiye'de olsa?
İstanbul'da bir binanın arkasına dikilen her yeni rezidans bu kurala takılsa, şehir silüeti belki çok daha farklı olurdu. Ancak Londra'da işler çok ciddi. Şehrin tarihi dokusu ve yaşam konforu, modernizmin önüne "güneş" ile bir set çekmiş durumda.
Belki de modern dünyanın en romantik ve inatçı yasalarından biri bu: Işığın zamana karşı kazandığı zafer. Ne kadar çok cam ve çelik olursa olsun, 20 yıl boyunca aynı noktadan sızan bir ışık hüzmesi, milyarlık sermayeyi diz çöktürebiliyor.
Tartışmaya Katıl (0)
Tartışmaya katılmak için giriş yapmanız gerekiyor.
Giriş YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!