İşlem başarılı
Yayınlandı 18 Tem 2026

İran-ABD-İsrail Savaşı: 141 Günde Hürmüz Merkezli Bölgesel Çatışmaya

20 dk okuma 533
Paylaş:

İran ile ABD ve İsrail arasında 28 Şubat 2026’da başlayan savaş, 18 Temmuz itibarıyla 141’inci gününe ulaştı. Başlangıçta İran’ın askerî ve nükleer kapasitesini hedef alan hava harekâtı olarak şekillenen çatışma, Hürmüz Boğazı’nın kontrolü, Körfez ülkelerindeki ABD üsleri ve bölgenin enerji altyapısı çevresinde genişleyen çok cepheli bir savaşa dönüştü.

Geçici ateşkes girişimlerinin sonuçsuz kalmasıyla yeniden yoğunlaşan saldırılar, yalnızca askerî hedefleri değil; limanları, köprüleri, enerji tesislerini, havaalanlarını, su sistemlerini ve ticari deniz trafiğini de etkiliyor. Küresel petrol ve doğal gaz taşımacılığının en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanması ise savaşın ekonomik etkisini bölge sınırlarının ötesine taşıyor.

2025’teki 12 günlük savaş gerilimi sona erdirmedi

Bugünkü çatışmanın arka planında, İran ile İsrail arasında Haziran 2025’te yaşanan ve “12 Gün Savaşı” olarak anılan çatışma bulunuyor. 24 Haziran 2025’te yürürlüğe giren ateşkes, doğrudan saldırıları geçici olarak durdursa da İran’ın nükleer programı üzerindeki anlaşmazlığı çözemedi.

Tahran yönetiminin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden vazgeçmeyeceğini açıklaması, Avrupa ülkeleri ile İran arasındaki gerilimi yeniden artırdı. Yaptırımların ağırlaşması, ekonomik sıkıntılar ve İran içinde büyüyen toplumsal huzursuzluk, yeni bir askerî çatışmanın zeminini hazırladı.

ABD ve İran, savaş öncesinde Umman aracılığıyla dolaylı nükleer görüşmeler yürütüyordu. Şubat 2026’da görüşmelerde ilerleme kaydedildiğine ilişkin açıklamalar yapılmasına rağmen diplomatik süreç, birkaç gün sonra başlayan geniş çaplı saldırılarla tamamen kesintiye uğradı.

Savaş 28 Şubat’ta eş zamanlı saldırılarla başladı

ABD ve İsrail, 28 Şubat 2026 Cumartesi sabahı İran genelindeki askerî tesislere, Devrim Muhafızları altyapısına, istihbarat merkezlerine ve yönetimle bağlantılı hedeflere eş zamanlı hava saldırıları düzenledi.

ABD Başkanı Donald Trump, harekâtı büyük çaplı bir muharebe operasyonu olarak tanımladı. ABD yönetimi saldırıların amacını İran’ın nükleer ve askerî kapasitesini etkisizleştirmek olarak açıklarken, İran yönetimi operasyonu ülkenin egemenliğine yönelik kapsamlı bir saldırı olarak değerlendirdi.

Savaşın ilk günündeki en kritik gelişme, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in hava saldırısında öldürülmesiydi. İran devlet medyası Hamaney’in ölümünü 1 Mart’ta duyurdu. Saldırılarda İran Savunma Bakanı Emir Nasırzade ve Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Pakpur’un da aralarında bulunduğu üst düzey askerî ve güvenlik yetkilileri hayatını kaybetti.

İran, saldırılara yüzlerce balistik füze ve insansız hava aracıyla karşılık verdi. İsrail şehirlerinin yanı sıra Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt ve bölgedeki diğer ABD askerî noktaları İran saldırılarının hedefi oldu.

Minab’daki kız okuluna yönelik saldırı savaşın sembollerinden biri oldu

İlk gün gerçekleştirilen saldırılardan biri, İran’ın güneyindeki Minab kentinde bulunan bir kız okulunu vurdu.

İranlı yetkililer saldırıda 150’den fazla öğrenci ile öğretmenin öldüğünü açıkladı. Daha sonraki açıklamalarda can kaybının 175’i geçtiği bildirildi. Reuters, nihai kayıp sayısını bağımsız biçimde doğrulayamadığını belirtirken, ABD ordusunun yürüttüğü ön incelemenin saldırıdan Amerikan güçlerinin sorumlu olabileceğine işaret ettiği aktarıldı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Amerikan kuvvetlerinin bir okulu kasıtlı olarak hedef almayacağını söyledi. Pentagon ise olayla ilgili soruşturmayı üst düzeye taşıdı ancak henüz kesin bir sorumluluk açıklaması yapmadı.

Minab saldırısı, savaş boyunca sivil kayıplar ve hedef seçimleri konusundaki tartışmaların merkezinde yer aldı.

İran’ın en güçlü hamlesi: Hürmüz Boğazı

İran’ın askerî saldırılara verdiği en etkili stratejik yanıt, Hürmüz Boğazı’nı ticari deniz trafiğine büyük ölçüde kapatması oldu.

İran ile Umman arasında bulunan boğaz, dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz taşımacılığının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir su yolu. İran’ın bölgeye mayınlar, füze sistemleri, insansız deniz araçları ve askerî unsurlar konuşlandırması, ticari geçişleri büyük ölçüde durdurdu.

Nisan ayındaki ateşkes sırasında sınırlı sayıda geminin geçişine izin verilmesine rağmen Hürmüz hiçbir zaman savaş öncesindeki kapasitesine dönemedi. Temmuz ayında çatışmaların yeniden yoğunlaşmasıyla geçiş sayısı üç haftanın en düşük seviyesine geriledi.

ABD ise İran limanlarına yönelik deniz ablukasını yeniden yürürlüğe koydu. Böylece boğaz, İran’ın kontrolündeki geçiş kısıtlamaları ile ABD’nin deniz ablukasının aynı anda uygulandığı askerî bir mücadele alanına dönüştü.

Hürmüz artık yalnızca bir deniz yolu değil; İran’ın askerî baskıyı ekonomik güce dönüştürdüğü en önemli stratejik silah konumunda.

Nisan ateşkesi kalıcı barışa dönüşmedi

Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen görüşmelerin ardından ABD ile İran arasında 8 Nisan 2026’da iki haftalık geçici ateşkes yürürlüğe girdi.

Ateşkesin amacı saldırıları durdurmak, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak ve kalıcı bir anlaşma için müzakere zemini oluşturmaktı. Ancak daha ilk günlerden itibaren taraflar birbirlerini ihlalle suçladı. İran boğazdaki geçişleri tamamen serbest bırakmadı; ABD ise İran üzerindeki askerî ve ekonomik baskısını sürdürdü.

Ateşkes daha sonra uzatılmış olsa da kalıcı barış görüşmelerinde sonuç alınamadı. Haziran sonu ve temmuz başında ticari gemilere yönelik yeni saldırılar, İran’a yönelik abluka ve karşılıklı hava harekâtları ateşkes düzenini fiilen sona erdirdi.

Trump, geçici anlaşmanın sona erdiğini açıklayarak İran üzerindeki askerî baskının artırılacağını duyurdu.

ABD’den üst üste yedi gece hava saldırısı

18 Temmuz 2026 itibarıyla ABD, İran’a karşı üst üste yedinci gece geniş çaplı saldırılar düzenledi.

CENTCOM’a göre operasyonlarda şu hedefler vuruldu:

  • Radar ve gözetleme tesisleri
  • Askerî lojistik merkezleri
  • Yeraltı silah depoları
  • Füze ve insansız hava aracı altyapısı
  • Deniz kuvvetlerine ait unsurlar
  • Haberleşme kuleleri
  • Limanlara ulaşımı sağlayan köprü ve yollar

ABD Merkez Komutanlığı, temmuz ayının ilk yarısında İran içinde çok sayıda hedefe yönelik birbirini izleyen saldırı dalgaları gerçekleştirdiğini açıkladı. 7 Temmuz’daki operasyonda 80’den fazla hedefin vurulduğu, 12 Temmuz’da ise farklı bölgelerde onlarca hedefin saldırıya uğradığı bildirildi.

Son saldırıların özellikle Bandar Abbas, Çabahar, Keşm Adası, Cask ve İran’ın güney kıyısındaki lojistik güzergâhlara yoğunlaştığı görülüyor.

ABD’nin temel amacı, İran’ın Hürmüz Boğazı çevresindeki füze, radar, deniz ve ikmal kapasitesini aşındırmak. Bununla birlikte köprüler, elektrik sistemleri ve liman bağlantılarının vurulması, askerî hedeflerle sivil altyapı arasındaki sınırın giderek belirsizleşmesine yol açıyor.

İran misillemeleri Körfez’e yayıldı

İran, ABD’nin yeni saldırı dalgasına Körfez ülkelerinde bulunan Amerikan askerî tesislerini ve Washington’un bölgesel müttefiklerini hedef alarak karşılık verdi.

Kuveyt

İran’ın füze ve İHA saldırılarında Kuveyt’te bir su ve elektrik tesisinin zarar gördüğü, bazı askerlerin yaralandığı bildirildi. Kuveyt Uluslararası Havalimanı’ndaki operasyonlar da saldırılar nedeniyle aksadı.

İran Devrim Muhafızları, Kuveyt’teki ABD askerî merkezleri ile istihbarat tesislerini hedef aldığını açıkladı. Kuveyt’te bir su arıtma tesisinin vurulması, savaşın sivil altyapıya yayıldığının en açık göstergelerinden biri oldu.

Ürdün

Ürdün hava savunma sistemleri, ülke hava sahasına giren İran füzeleri ve insansız hava araçlarını önledi. Ürdün makamları bir saldırı dalgasında 10 İran füzesinin etkisiz hale getirildiğini açıkladı.

Katar

Katar’a yönelen füze saldırıları hava savunma sistemleri tarafından durduruldu. İran, Katar’daki ABD radar ve gözetleme sistemlerini hedef aldığını duyurdu.

Bahreyn

Bahreyn’de bulunan Amerikan helikopterleri, uçakları ve askerî tesisleri İran saldırılarının hedefleri arasında yer aldı. Ülkede hava saldırısı sirenleri çalarken sivillere sığınaklara geçmeleri yönünde çağrı yapıldı.

Irak ve Suriye

Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki askerî noktalar, havaalanları ve İran karşıtı Kürt gruplara ait kamplar füze ve İHA saldırılarına uğradı. Suriye’de bulunan Amerikan unsurları da çatışmanın genişleyen hedef listesine girdi.

Bu tablo, savaşın artık yalnızca İran ile ABD-İsrail arasındaki doğrudan çatışmadan ibaret olmadığını gösteriyor. Körfez ülkelerinin hava sahaları, su ve enerji tesisleri, havaalanları ve askerî üsleri giderek daha fazla savaş alanına dönüşüyor.

İsrail’in değişen rolü

İsrail, 28 Şubat’taki ilk saldırıların doğrudan taraflarından biri olmasına rağmen, savaşın sonraki döneminde operasyonel ağırlığın büyük bölümünü ABD’ye bıraktı.

İsrail ordusu İran bağlantılı hedeflere yönelik operasyonlarını sürdürürken, ABD’nin bölgedeki hava ve lojistik kapasitesinin desteklenmesine odaklandı. Amerikan tanker uçaklarının önemli bir bölümü İsrail’de konuşlandırıldı ve uzun menzilli saldırılarda yakıt ikmal desteği sağladı.

İran yönetimi ise İsrail’in Washington’u uzun süreli ve kapsamlı bir Ortadoğu savaşına çekmeye çalıştığını savunuyor. İranlı yetkililer, Hizbullah ile Yemen, Irak ve Suriye’deki müttefik grupların daha geniş çaplı bir çatışmaya hazırlanabileceği uyarısında bulunuyor.

İran’ın Husiler aracılığıyla Babülmendep Boğazı’nı da hedef alma ihtimalini gündeme getirmesi, Hürmüz’deki enerji krizinin Kızıldeniz ve Süveyş güzergâhına yayılabileceği endişesini artırıyor.

Askerî ve sivil kayıplar artıyor

Savaşın toplam bilançosuna ilişkin rakamlar kaynaklara göre önemli ölçüde değişiyor. Özellikle İran’daki can kayıpları, iletişim kesintileri ve tarafların propaganda faaliyetleri nedeniyle bağımsız biçimde doğrulanamıyor.

ABD’nin resmî ve güvenilir kaynaklara yansıyan son kayıpları, önceki bazı tablolardaki rakamlardan daha yüksek.

ABD kayıpları

13 Temmuz itibarıyla savaşta veya savaşla bağlantılı olaylarda 14 Amerikan askeri hayatını kaybetti. Yaralı asker sayısı 400’ü aşarken Associated Press, toplam yaralı sayısını 427 olarak aktardı.

Ölümler arasında İran saldırılarında hayatını kaybeden askerlerin yanı sıra Irak üzerinde düşen KC-135 yakıt ikmal uçağındaki personel ve Umman Denizi’nde meydana gelen helikopter kazasında ölen bir pilot bulunuyor. Yaralıların önemli bölümünde patlamaya bağlı travmatik beyin yaralanmaları tespit edildi.

İran kayıpları

İran’daki toplam kayıplar konusunda birbirinden farklı rakamlar açıklanıyor.

İranlı yetkililer, son Amerikan saldırılarında onlarca kişinin öldüğünü ve yüzlerce kişinin yaralandığını bildiriyor. Temmuz ayındaki son saldırı dalgasında en az 35 ila 38 kişinin öldüğü, 300 ila 400’den fazla kişinin yaralandığı yönünde açıklamalar yapıldı.

Hürmüzgan vilayetinde yalnızca bir saldırıda yedi kişinin öldüğü bildirildi.

İran’daki insan hakları kuruluşları savaşın başlangıcından bu yana sivil ve askerlerden oluşan binlerce kişinin hayatını kaybettiğini savunuyor. ABD ve İsrail ise İran’ın askerî kayıplarını daha yüksek gösteriyor. Bu rakamlar bağımsız kurumlar tarafından aynı yöntemle doğrulanmadığı için kesin toplam olarak değerlendirilmemeli.

İsrail kayıpları

İran’ın füze ve İHA saldırıları İsrail’de asker ve sivillerin ölümüne, binlerce kişinin yaralanmasına ve geniş çaplı maddi hasara neden oldu. Ancak farklı tarihlerde yayımlanan kayıp tabloları arasında ciddi farklar bulunuyor.

Bu nedenle savaşın güncel toplam bilançosunda, özellikle internet ansiklopedilerinde yer alan anlık sayıların kesin veri olarak kullanılmaması gerekiyor.

Sivil altyapı savaşın merkezine yerleşti

İran, ABD’yi havaalanlarını, tren istasyonlarını, enerji tesislerini ve köprüleri hedef almakla suçluyor.

İran’ın güneyindeki elektrik ve su altyapısının zarar görmesi, sıcaklığın yüksek olduğu bölgelerde halkın günlük yaşamını doğrudan etkiliyor. Elektrik şebekesindeki yükü azaltmak amacıyla halka yoğun tüketim saatlerinde klima kullanımını sınırlandırma çağrısı yapıldı.

Gariveh Köprüsü’nün saldırılarda hasar gördüğü görüntülerle doğrulandı. Bandar Abbas’a giden ana yolların ve köprülerin vurulması, limanın askerî ikmal kapasitesini azaltmayı hedeflese de bölgedeki sivil ulaşımı ve ticareti de sekteye uğratıyor.

ABD, saldırıların askerî amaçlarla gerçekleştirildiğini savunuyor. Ancak su, elektrik, liman ve ulaşım altyapısına yönelik saldırılar, uluslararası insancıl hukuk bakımından yeni tartışmalara yol açıyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, bölgesel sivil altyapının giderek daha fazla hedef haline gelmesinden duyduğu endişeyi açıklayarak taraflara itidal çağrısında bulundu.

Buşehr Nükleer Santrali çevresindeki risk

İran’daki nükleer tesisler savaşın ilk günlerinden itibaren saldırıların önemli hedefleri arasında yer aldı.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, askerî çatışma nedeniyle Şubat 2026’da İran’daki saha doğrulama faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı. Bu durum, İran’ın nükleer tesislerindeki faaliyetlerin uluslararası düzeyde izlenmesini büyük ölçüde sınırlandırdı.

İran Nükleer Düzenleme Kurumu, 17 ve 24 Mart tarihlerinde Buşehr Nükleer Güç Santrali yerleşkesine veya yakın çevresine mühimmat düştüğünü bildirdi. İlk olayda tesiste hasar veya yaralanma olmadığı açıklandı.

Temmuz ayındaki yeni saldırılar sırasında Buşehr çevresinde yeniden patlamalar ve hava harekâtı haberleri geldi. Ancak 18 Temmuz itibarıyla reaktörün doğrudan vurulduğuna ya da radyasyon sızıntısı yaşandığına ilişkin doğrulanmış bir açıklama bulunmuyor.

Nükleer santral çevresindeki her saldırı, askerî sonuçların ötesinde bölgesel çevre ve halk sağlığı açısından büyük risk taşıyor.

Petrol 86 dolar sınırında

Hürmüz’deki geçişlerin azalması ve karşılıklı saldırıların yeniden yoğunlaşması, enerji piyasalarında yeni bir fiyat dalgasına yol açtı.

Brent petrolün varil fiyatı 18 Temmuz öncesinde yaklaşık 85,76 dolara yükselirken, piyasa işlemlerinde 86 dolar sınırına yaklaştı. Batı Teksas türü ham petrol ise yaklaşık 80,70 dolar seviyesine çıktı.

Petrol fiyatları bir haftada yaklaşık yüzde 13 yükseldi. Bazı piyasa analizleri, boğazdaki kesintinin uzun sürmesi halinde fiyatların 100 doların üzerine çıkabileceği uyarısında bulunuyor.

Piyasalardaki en önemli sorun yalnızca mevcut petrol miktarı değil. Asıl belirsizlik, Hürmüz Boğazı’nda geçişleri kimin, hangi koşullarla ve ne ölçüde kontrol edeceği.

Deniz taşımacılığı ve sigorta maliyetleri yükseliyor

Ticari gemilere yönelik füze ve İHA saldırıları, deniz taşımacılığını savaşın doğrudan cephesi haline getirdi.

Savaş boyunca ticari gemilerde görev yapan en az 17 denizcinin hayatını kaybettiği bildirildi. İran’ın uzun menzilli füze ve insansız hava araçlarını ticari gemilere karşı kullanması, yalnızca Hürmüz içindeki değil, boğaza yaklaşan gemiler için de riski artırdı.

Savaş riski sigorta primleri çatışmanın ilk dönemine göre yeniden sert biçimde yükseldi. Temmuz ortasında bazı gemiler için sigorta oranları tekne değerinin yüzde 3 ila yüzde 10’una kadar çıktı. Bu oranlar savaş öncesindeki seviyelerin katbekat üzerinde.

Yükselen sigorta, yakıt ve güvenlik maliyetleri yalnızca petrol fiyatlarını değil; küresel nakliye, üretim ve tüketici fiyatlarını da etkileme potansiyeli taşıyor.

Diplomasi neden sonuç vermiyor?

Beyaz Saray, Trump’ın İran ile görüşmeye hâlâ açık olduğunu belirtiyor. İranlı yetkililer de belirli koşullar altında diplomatik temas ihtimalini tamamen dışlamıyor.

Buna rağmen tarafların temel talepleri birbirleriyle bağdaşmıyor.

ABD, İran’dan Hürmüz Boğazı’nı koşulsuz biçimde açmasını, nükleer faaliyetlerini sınırlandırmasını ve bölgesel silahlı gruplara desteğini azaltmasını istiyor.

İran ise saldırıların tamamen durdurulmasını, deniz ablukasının kaldırılmasını, yaptırım güvencesi verilmesini ve Hürmüz üzerindeki güvenlik taleplerinin kabul edilmesini talep ediyor.

Katar, Pakistan ve Umman üzerinden yürütülen arabuluculuk girişimleri henüz kalıcı bir sonuç vermedi.

Paris merkezli Jean-Jaurès Vakfı uzmanı David Khalfa’nın değerlendirmesine göre, çatışmanın sürmesi hiçbir tarafın uzun vadeli stratejik çıkarına hizmet etmiyor. Buna karşın hem Washington hem de Tahran, karşı tarafa verilecek tavizleri teslimiyet olarak algıladığı için savaş kendi kendini besleyen bir tırmanma döngüsüne dönüşüyor.

18 Temmuz 2026 itibarıyla son durum

Savaşın 141’inci günündeki temel göstergeler şöyle:

GöstergeSon durumABD saldırılarıÜst üste yedinci gece devam ettiBaşlıca ABD hedefleriRadarlar, silah depoları, lojistik tesisler, liman bağlantıları ve deniz unsurlarıİran’ın karşı saldırılarıKuveyt, Bahreyn, Katar, Ürdün, Irak ve diğer bölgesel hedeflere yayıldıHürmüz BoğazıTicari trafik büyük ölçüde durmuş durumdaBrent petrolYaklaşık 86 dolar/varilABD askerî personeliBölgede 50 bini aşkın personel bulunuyorABD kayıplarıEn az 14 ölü, 400’ün üzerinde yaralıDiplomasiKatar, Pakistan ve diğer arabulucuların girişimleri sürüyor; somut ilerleme yokNükleer riskUAEA’nın İran’daki saha denetimleri durmuş durumdaEn büyük bölgesel riskÇatışmanın Körfez’den Babülmendep ve Kızıldeniz’e yayılması

ABD’nin bölgede 50 bini aşkın askerî personel bulundurduğu bildiriliyor. Ancak bu personelin tamamının doğrudan kara harekâtı için görevlendirildiği yönünde resmî bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle söz konusu sayı “50 bin asker kara saldırısına hazırlanıyor” şeklinde değil, ABD’nin bölgedeki toplam askerî mevcudiyeti olarak değerlendirilmelidir.

Benzer biçimde, İran’ın birkaç gün içinde kesin olarak “tam kapsamlı taarruz” başlatacağına ilişkin açıklamalar, doğrulanmış operasyon kararı değil, Tahran’ın caydırıcılık amacı taşıyan tehditleri olarak ele alınmalıdır.

Analiz: Savaşın üç belirleyici dinamiği

1. Hürmüz üzerinden yürütülen ekonomik savaş

İran, ABD ve İsrail karşısındaki hava gücü dezavantajını Hürmüz Boğazı üzerindeki coğrafi üstünlüğüyle dengelemeye çalışıyor.

Boğazın kapanması, İran’a yalnızca askerî değil küresel ekonomik baskı gücü sağlıyor. Petrol fiyatlarının yükselmesi, sigorta maliyetlerinin artması ve ticari gemilerin bölgeden çekilmesi, savaşın maliyetini doğrudan ABD’nin müttefiklerine ve dünya ekonomisine yayıyor.

Ancak bu strateji İran açısından da sürdürülebilir değil. İran’ın petrol ihracatı, limanları, elektrik altyapısı ve kıyı kentleri aynı çatışma nedeniyle ağır baskı altında.

2. İkili çatışmanın bölgesel savaşa dönüşmesi

Savaşın ilk günlerinde ana taraflar İran, ABD ve İsrail’di. Gelinen noktada Kuveyt, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün, Irak, Suriye ve Umman doğrudan veya dolaylı biçimde çatışmanın içine çekiliyor.

İran’ın bölgedeki ABD üslerini hedef alması, Körfez ülkelerini fiilî savaş alanlarına dönüştürüyor. ABD’nin İran limanlarına ve altyapısına yönelik saldırıları ise Tahran’ı bölgesel müttefiklerini harekete geçirmeye yöneltiyor.

Husilerin Babülmendep’i kapatma ihtimali veya Hizbullah’ın İsrail cephesindeki saldırılarını artırması, çatışmayı enerji ve ticaret yollarını aynı anda etkileyen çok daha geniş bir savaşa dönüştürebilir.

3. Askerî hedeflerle sivil altyapı arasındaki çizginin silinmesi

Köprüler, liman yolları, elektrik sistemleri ve su tesisleri askerî lojistik için kullanılabilir. Ancak aynı altyapılar milyonlarca sivilin yaşamını da sürdürüyor.

Tarafların “çift kullanımlı altyapı” gerekçesiyle bu hedeflere yönelmesi, savaşın insani maliyetini hızla artırıyor. Minab’daki okul saldırısı, Kuveyt’teki su tesisi ve İran’ın güneyindeki enerji altyapısının vurulması bu tehlikenin en çarpıcı örneklerini oluşturuyor.

Savaş uzadıkça askerî kayıplardan çok elektrik, su, sağlık hizmetleri, ulaşım ve gıda tedariki üzerindeki baskı belirleyici hale gelebilir.

Sonuç: Tarafların kazanamadığı, bölgenin kaybettiği savaş

İran-ABD-İsrail savaşı, 28 Şubat’ta başlayan sınırlı süreli bir hava harekâtı olmaktan çıkarak Hürmüz Boğazı’nın kontrolü çevresinde şekillenen uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüştü.

ABD ve İsrail, İran’ın üst düzey yönetimine, hava savunmasına, füze kapasitesine ve askerî altyapısına ağır darbeler indirdi. Ancak İran’ın füze ve İHA saldırılarını durduramadı ve Hürmüz Boğazı’nı kalıcı biçimde açamadı.

İran ise boğazı kullanarak dünya enerji piyasaları üzerinde ciddi baskı oluşturdu. Buna karşılık kendi limanlarının, enerji altyapısının, ekonomisinin ve sivil nüfusunun giderek daha ağır bir bedel ödemesini engelleyemedi.

Önümüzdeki dönemde savaşın yönünü üç kritik soru belirleyecek:

İran, Hürmüz’deki baskıyı Babülmendep ve Kızıldeniz’e genişletecek mi?

ABD, hava ve deniz operasyonlarının ötesine geçerek sınırlı veya kapsamlı bir kara harekâtına yönelecek mi?

Arabulucu ülkeler, tarafların teslimiyet olarak görmeyeceği bir ateşkes formülü geliştirebilecek mi?

Bugünkü tablo, hiçbir tarafın kesin bir zafer elde edemediğini; buna karşılık bölge ülkelerinin, sivillerin, enerji piyasalarının ve küresel ticaretin her geçen gün daha ağır kayıplarla karşılaştığını gösteriyor.

Beşinci ayına yaklaşan savaş, diplomatik bir çıkış bulunamaması halinde Ortadoğu’da yeni ve uzun süreli bir istikrarsızlık döneminin başlangıcına dönüşebilir.

Tartışmaya Katıl (0)

Tartışmaya katılmak için giriş yapmanız gerekiyor.

Giriş Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!